Kıskançlık Ve Hasetlik

Günümüzün çarkında yaşamakta olan insanların duyguları artık karmakarışık bir hal almış vaziyette. Gördüklerimiz yaşadıklarımız zaten bunu gözlerimiz öne sermekte. Çok güzel duygularla başlayan komşuluklar,dostluklar ve arkadaşlıklar bir süre sonra bu güzel duyguların zaman içinde yozlaşmasına kıskançlıklara dönüşüp en tehlikesi de haset duygularını içinde barındırmaya başlıyor. Kıskançlıkla haseti birbirine karıştırmamakta fayda var. Kıskançlık onda var bende niye yok kavramlarının insanı rahatsız eden duygulardır.Özellikle istanbul travestileri arasında kıskançlık o kadar çok fazla ki,bu istanbul’un popüler semtleri olan beylikdüzü,bakırköy ve şişli travestileri arsında daha da fazla vardır.Ama anadolu yaksı ile fındıkzade’de olanlar arasındaki hasetlik çok çok daha vahim durmdadır. haset ise tamamen farklı sonuçları insanı daha vahim yerlere sürükleyen bir duygu karmaşasıdır. Haset ; bende yok onda da olmasın. Bu örnekleri çoğaltmak çok. Günümüz toplumunda ki yaşana duygu karmaşalarının yoğun olduğu bu dönemde. Bu duygular sahip olan insanlarla omuz omuza yürüdüğümüzün farkında bile değiliz. Eğer bizde art niyet yoksa fıtratımızda dürüstlük ağır basıyorsa. Kol kola yürüdüğünü arkadaşınızın sizi kıskandığından bir habersinizdir.

Bu kıskançlık zamanla sende olan bazı yetenek ve güzelliklerin kendisinde olmadığına uyandığında çark tersine çalışmaya başlayıverir. Siz girdiğiniz her ortamda duruşunuz ve güzelliğinizle fark edilirken o yanınızda silik bir kare olarak kaldığını hissettiğinde haset denilen ve insan içten içe kemiren duygularının hortlamasının önüne geçemeyecektir. Ve onda olan her türlü güzelliği ve çekiciliği mahvetmeliyim diyerek sinsice işler. Haset eden kişi zaferine ulaşmışlığın rahatlığı ile sizin olmadığınız her yerde zaferini sessiz çığlıklar atarak kutlayacaktır zaten. Haset böylesine tehlikeli bir duygudur. Kıskançlığın hasetten tek farkı kişi kendisine zarar vermektedir. Karşısındaki insanda olan amam kendisinde bulunmaya her türlü emtiaya ulaşma adına elindeki bulunan maddi olanakları sonuna kadar harcayıp ortalarda kalmaktadır. Çevrenizi azıcık şöyle bir gözlemleseniz zaten yanı başınızda gerçekleşen kıskançlık krizlerine tanık olurunuz. Ekseriyetle hepimizin yeni yetişen gençlerinde bu vardır. Arkadaşımın şusu var ben bunu mu yiyeceğim Yada komşunuzun sizin evinizde olan bir eşyanın kendisinde olmamasını kıskanarak eşinin başını etini yemesine hep ama hep tanık olmuşudur.

Oysa insanlar bana göre elindekilerle mutlu olmayı becerebilmeli ellerindeki maddi gelirlerinin dışına bir kıskançlık sonucu çıkmaya çalıştığında bekarsanız ve öğrenci iseniz daha vahim sonuçlara doğru sürüklendiğinizde keşkeler işe yaramayacaktır. Ya da kıskançlığınızla eşinizin hayatını zindan çevirmeye başladığınızda yuvanızdaki huzur yerini kavgalara ve hakaretlere kadar getirecektir. Değmez bunlara. Ne olur onun var ben benim yok diyerek haset beslediğiniz insanlara çok büyük zararlar verebileceğinizi bu uykudan uyandığınızda ise hayatınızın alt üst olduğunu görmenize fırsat tanımayın. <onda belki her şey vardır huzur yoktur sadakat sevgi yoktur. Sizde ise huzur sadakat ve sevgi ile donanmış bir yürek vardır. Kısaca kıskançlık da haset te rual bir rahatsızlıktır. Kıskançlık raydan çıktığında artık haset devreye girecek ilk haset edenin kendisine daha sonrada haset ettiği insan için hilelere sözlü tacizlere ve vahim sonuçlar doğuracak olaylara kadar gidecektir. Siz siz olun kişiliğinize benliğinize zarar verip sizi içten içe kemirecek olan bu iki atom bombasından daha tehlikeli olan haset ve kıskançlığı yenmeye çalışın.

Büyük Şehirlerde Yaşamanın Zorlukları Nelerdir??

 İnsanoğlunu büyük şehirler hep cezbetmiş ve bunun sonucunda insanlar köyden kente göç ederek yaşam mücadelesine girmişlerdir. Hayatın büyük şehirlerde çok farklı ve hareketli olmayı başınızı döndürmüş olabilir. Artıları kadar eksileri sizden çaldıklarına bakıldığında ise ömrünüzü beton yığınlarının arasında bitirmenin sancısı çöktüğünde omzunuza yaşamda size veda etmiştir çoktan. Evet büyük şehirlerde bir çok olanağa sahip olmanın ayrıcalıklarını kabul etmemek mümkün değil. Sosyal her türlü etkinliğin bol olduğu büyük kentlerde,gezme,eğlence,alışveriş merkezlerinin bolluğu bir ayrıcalık gibi gelse de. Bana göre metropol şehirleri insanların insanlığını kaybettiği aynı apartmanda oturduğu halde yan kapıdaki komşusunu tanımayan, güven duygusunun tamamen bittiği kuru bir insan kalabalığında başka nedir ki?

 

 Ya arabalardan çıkan zehirli gazlar,radyasyon yaya direkler,milyonarca insanla toplu taşıma araçlarında aynı havayı solumak zorunda kalmak, trafik işkencesi, çevre kirliliği bunlar insan hayatını eksi olarak etkilemekte ve strese sokmakta.Belki de büyük şehirlerin iş kapısı olarak görülmesinden dolayı onların akın akın göç edilmesi çarpık kentleşmeyi olağan hale getirirken ne şehirli olabilen nede köylü kalabilen karma insanların çoğalmasıyla kültürel yozlaşmanın en fazla görüldüğü yerdir.Büyük devasa binaların,rezidansların,iş merkezlerinin hapsettiği insanların yeşilliğe hasret kalmasıdır büyük şehir.Bunun dogrultusunda anadolu’dan gelen travesti ve travestiler başlangıçta herkesin yaşayamayacağı semtlere yerleşmiş olsalar da,zamanla Bakırköy,Beylikdüzü,Şişli,Fındıkzade gibi lüks semtlere yerleşip yaşamaya çalışmışlardır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen bir çok insan hala iyi para kazanırım daha iyi koşullarda yaşamımı sürdürürüm çocuklarımın geleceği daha parlak olur hevesi ile göç ediyor büyük şehirlere.Detaylı bir araştırma yaptığınızda dünya nüfusunun yarısından fazlası büyük şehirlerde yaşıyor. Büyük şehirlerin en büyük problemlerinin başında trafik sorunu gelmektedir. Eğer eşler ikisi de çalışıyorsa erkenden kalmalı toplu taşıma aracına binmeli ve işe yetişmenin stresi ile her doğan güne merhaba derken; evlatları ise bazen bu şehirlerde kurtlar sofrasının ortasına düşer ne ananın ne babanın haberi olur ta ki olaylar rayından çıkıncaya kadar. Büyük metropollere müzeleri doğal merkezleri tarihi anıtları ziyaret amaçlı gideceksin bir kaç gün kalacak ve yaşadığın küçük ama şirin kentine döneceksin. Yapılan istatistikler gösteriyor ki ! Kırsal kesimlerde yada küçük ilçelerde yaşayan insanlar stresten daha uzak daha insani duygulara sahip mutlu.

 

Robotlaşmış insanların , saygı ve sevinin tükendiği, sadece çalışmak ve para kazanmaya odaklanmış , gaspın, hısızlığın ve her türden insanın doluştuğu metropollerde yaşamamanız için nedenleri yazabilirim size * Şehri her sabah sizi boğan gürültüsü ve trafik çilesi

* Yolu kaybetseniz veya biri adres sorsa cevap veremeyecek kadar yabancılaşma * Evinizle işiniz arasında enkaz bir saat fark olması bunu günün her günü yoğun bir stres olarak yaşamak * Ne ailenize ne kendinize ayıracak zamanınızın kalmaması * En çok ihtiyaç duyulan oksijenden faydalanamamak hava kirliliğinin pençesinde nefes almaya çalışmak * Ne yan komşunuz nede iş yerindeki edindiğiniz insanlar ne içtendir nede samimi duyguları vardır. Metropollerde insanlık bitmiştir.

Bana göre büyük şehirde yaşam kendine yabancılaşmak örf ve adetlerinden sapan nesillerin çırpındığı bir yaşam arenasıdır.

 

Toplum Kuralları Çerçevesinde Yaşama Ayak Uydurabilmek????

Ülkemizde yaşayan bireyler olarak bir toplumda birlikte yaşıyoruz ve artık zaman ilerledikçe hiç kimseye güven kalmadı. Artık herkesten kendinizi kollayın. Evet yanlış duymadınız günümüz Türkiye’sinde yaşayan herkese duyurulur. Çevrenizde her kim olursa olsun bu babanız, ağabeyiniz, kuzeniniz, kız kardeşinizde olsa güvenmeyin. Çocuklarınıza bırakacağınız dünyayı kirletmeyi nasıl bu kadar çabuk öğrendiniz. Ne oldu size size emek veren büyüten ananıza babanıza kardeşinize bu kadar ki ve nefret besleyebildiniz. Beş kuruş para adına canlara kıymayı gasp etmeyin nereden öğrendiniz.

Annelerinize güvenmeyin çocuklar hele b,r de sin tanık olduğunuz yasak ilişkisine tanık oldu iseniz kaçın oralardan tanıklığız sizin sonunuz hazırlayabilir. Artık ne haber dinlemek nede gazete okumak istiyorum okuduğunuz her haber kanınızı damarlarınızda donduruyor. Gazete manşetine bakın Adana’da kız kardeşi tarafında çantasında bulunan para ve altınlar için tezgah kurduran kız kardeş sevgilisi ile kurduğu plan sonucunda ablasını gasp etti. Yuh artık. Farkında mısınız bilmiyorum ama insanlığımızdan gittikçe uzaklaşıyoruz. Dine kitaba gelince bizden dürüstü yok.Emniyet müdürlüğündeki sorgusu sırasında fazla direnemeyen kız kardeş suçu itiraf ediyor. Günler öncesinden sevgilisi planladığı bu olayın içinde kendisinin olduğunu söylerken vicdanı dahi sızlandığına adım gibi eminim. Emin olun bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az kaldı insani vasıfları ve vicdanları olanlar onlarda ya 60’lı kuşak yada 70’li kuşak. O yıllarda toplum hayatı yaşamak gerçekten bambaşkaydı. Toplum kurallarına göre Kirlettiniz elinizi uzattığınız her yeri. Bu kadar mı canavarlaştınız. İnsan kardeşinin başına bir olay geldiğinde en çok içi yanan diye bilirim ben. Oysa kurtlar sarmış her tarafı  Ne eğitimciye güvenin, ne din kisvesi altında çocuklarınıza ders verenler, ne ananıza, ne babanıza nede ağabeyinize. Önceleri bu tür olayları sadece filmlerde görürdük. Şimdi aleni aramızda dolaşıyor görünen şeytanlar.Bu kirlenen dünyaya çocuk dünyaya getirmek isteyenlere bir çift lafım var. Gidin kardeşi iletişimin olmadığı, insanlardan uzak şirin bir dağda doğanın hayvanların içerisinde yaşayın ve size hiç zarar vermeyecek gerçek dostlarınız hayvanlar olsun. Güvensiz nesiller yetişiyor metropollerde. hayvani duyguların kol gezdiği bir kaşık suda fırtınalar koparan caniler dolaşıyor, kendinden beş kuruş paraya insan hayatını sonlandıracak senin benim çocuklarımız yetişiyor. Metropollerde sapıklar dolanıyor aramızda kimse yanındakine güvenmeden sabahlıyor ve akşamı ediyor. yaşanacak alem kabusa çevirenler umarım bir gün kendi ipinizi kendiniz çekersiniz.

Ben en çok suçsuz çocuklara üzülüyorum. onlara böylesine dejenere olmuş bir tolum bıraktığımız için üzülüyorum. Siz beyler hanımefendiler sizler dengeleri çıkmış bu dünyada minik bedenlere yavrulara üzülmüyor musunuz?  Pardon siz nereden bileceksiniz ki Sizin davetlerden başınızı kaşıyacak zamanınız yok ki.Evet bu toplum kuralları içerisinde bulunan benim gibi (travesti,travestiler) her ne kadar topluma siz insanlardan daha çok değer verip daha uygun yaşasam da maalesef ki,istanbul,şişli,beylikdüzü,kadıköy,fındıkzdae,bakırköy travestilerinin yaşadıkları lüks semtler dışında kabul görmüyoruz. Siz aşağıda hangi canlar ne için öldürülüyor bilmezsiniz ki. Bu toplum daha ne kadar kötü haber duyup kaldırabilir? Pardon sizin çocuklarınızla karıştırdım ben. Sizinkilerin başları kuruda hayat bedava su bedava ekmek bedava . Gittikleri yerlerde neredeyse pasa pas olacaklar ayaklarının altına . Siz nerden bileceksiniz bir çocuğu bir minibüs şoförü tarafından nede öldürüldüğünü.Siz nereden bilebilirsiniz kız kardeşinin sevgilisi ile plan kurarak ablasını gasp ettirip hastahanelik ettiğini. Kusura bakmayın zenginler sofrasıyla fakirler sofrası bir olmadığı gibi. Fakirlerin attığı karanfile burun kıvıran ve ona alkış ve çanak tutan sizler nereden bileceksiniz aşağıda olanları.Toplum kurallarına göre yaşamayı ihlal eden caniler umarım hak ettikleri cezayı bulurlar.

Hormon Bozukluğunun Travestiler Üstündeki Etkileri Nelerdir??

 

Konuya hormon ne demektir sorusuyla başlamak istiyorum. Ergenlik dönemine giren her bireyde beyin, yumurtalıklar ve rahim üçgeni arasında gelişen süreçtir. FSH, LH hormonları görevlerinden dolayı yumurtalığı hareketlendirir. Östrojen ve progesteron hormonu ise rahim içini tabakasını uyararak adet olmayı sağlayarak hormonların aktifleşmesine neden olur. Nedir bu hormonların görevi diye düşünürsek; Hormonlar canlıların üreme fonksiyonunun temelini oluşturmaktadır.

Hormonların dengesi bozulduğunda da birçok sağlık sorunları baş göstermeye başlamaktadır. Nedir Hormon bozukluğu; Eğer beyin, yumurtalılar ve rahim arasındaki üçlü saç ayağında her hangi bir olumsuzluk yaşanması demek hormonlarımızın bozulduğunun işaretini verir. Hormon bozukluklarında genetik faktörler, kistler, beyinden salgılanan hormonlar neden olabilmektedir. En sık örülen hormonel bozuklularla kısaca göz atacak olursak OSTOROJEN HORMONU BOZUKLUĞU; Ostrojen hormonu kadınların adet döngülerinde etkili rol oynayan bir hormondur. Hem kadın hem erkekte de bulunur ama üreme yaşına gelmiş bayanlarda daha da fazlalaşır. Doğuştan kadınlık hormonu fazla olan ve ilerde travesti olacak olanlarda bu ormonlar çok daha fazladır.Özellikle İstanbul travestileri başta Şişli,Beylikdüzü,Bakırköy,Kadıköy ve Fındıkzade travestileri fazlası ile hormon düzenlemek için östrojen terler.Östrojen hormonun eksikliği kadınlarda erken menopoz’a sebep olan en önemli etkendir. Bu hormonun eksikliğinde oluşan kompilikasyonlar, Memelerde küçülme, Cinsel temas esnasında ağrı Saç dökülmesi * Vaginada kuruluk Erken kırışmalar Cinsel isteksizlik Progesteron hormonu bozukluğu; Yumurtalıkların salgıladığı cinsiyetle alakalı bir hormondur. Aynı zamanda her ay düzenli olarak rahmi anneliğe hazırlayan etkin bir hormondur. Bu hormon bozukluğunda en belirgin olan; Kısırlık Dış gebeliktir.

Testestoron hormonu bozukluğu; Erkeklerde fazlasıyla bulanan bir hormondur. Eğer bu hormon kadınlarda yüksek seviyelere çıkarsa dengeler bozulmaya başlar. Örneğin Ses te kalınlaşma Hırçınlaşma sinirlilik Adet düzensizliği Saçlarda dökülme İstenmeyen bölgelerde kıllanma Kısırlık vücut mekanizmasında ki her organ belirli düzeyin üstüne çıktığında dengeler tamamen alt üst olmakta ve tedaviye giden süreç başlamaktadır. Eğer bu testosteron hormonu az ise yukarıda sayılan belirtilerin tamamen aksi gelişmektedir. Prolaktin hormonu bozuklukları; daha çok beyinde bulunan hipofiz bezinin hemen altında olan bu hormonun bozulmasının en büyük belirtisi göğüslerden süt gelmesi ve adet döneminde gecikmelerin yaşanmasıdır. Böyle bir sürece zemin hazırlayan etmenler fazlaca olmakla beraber kullanılan psikolojik ilaçlar bu hormon seviyesini çok yükselterek genç kızlarda süt akışına neden olmaktadır, Memelerden süt gelmesi, adette gecikme, çocuk sahibi olmakta dr’ tedavisine kadar uzayan bir hormonel bozukluktur. Erkeklerde testesteron hormonunun düşük olmasından oluşan problemler Dar omuzlar, sesin incelmesi Göğüslerde büyüme Yeterli sperm sayısına ulaşamama Uzun bacak ve kollar Genital gelişememe, kadın tipi kıllanma Kas kütlesinde azalama Kadınsılaşmalarla ortaya çıkmaktadır.

Yasak Bu Aşk Sana Travestim

Hayatta tanımlayamadığımız, tanımlasak bile herkese göre değişkenlik gösteren bir kavramdır bu. Aslında bir histen bahsediyorum. Bu hissin adı ‘’aşk’’. Aşkın tanımlanması güçtür, yaşanması da oldukça güçtür. Aşkın yaşayışı yüzyıllardır destanlara, romanlara, filmlere konu olmakta. Aşk kavramını derinden yaşayanlar ve yaşamayanlar olarak ikiye ayrılsa da aşk her zaman yaşanmaya değer. Belki sizler böyle düşünmüyor olabilirsiniz fakat aşk dendiğinde aklınıza ne geldiğiyle de çok alakalı bu durum.

Aşk kavramının birçok çeşidi vardır öyle değil mi? Herkesin yaşadığı aşk kendine farklıdır ve özeldir elbette ama aşkın çeşitlerini sıralamak gerekirse bu türler şöyle sıralanabilir. Aşksızlık, hoşlanma, boş aşk, dostça aşk, budalaca aşk, mükemmel aşk ve yasak aşk. Gerçekten birçok aşk çeşidi vardır. Çiftler nasıl bir aşk yaşadıklarını tanımlayabilirler mi bilemiyorum fakat yaşanan aşklar uzun ömürlü olur dilerim ki. Sizlere en ilgi çekici aşk türü olan yasak aşk hakkında bilgi vermek istiyorum. Yasak aşk uğruna işlenen cinayetler, yazılan romanlar, çekilen filmler, yazılan senaryolar daha niceleri. Yasak aşkı yaşayan tarafların hislerinden bahsedemem belki size fakat yasak aşklara örnek verebilirim. Yasak aşk nedir? Öncelikle yasak aşk içerisinde imkansızlık taşır, kavuşamama halini bünyesinde barındırır. Çünkü aşkı yaşayan taraflardan biri ne kadar tutkuyla karşısındaki kişiye aşık olsa bile illa ki bir zorluk yaşanıyordur ki onun adı yasak aşk olsun. Peki kimler birbirine aşık olursa yasak aşk olur? Örneğin bir kişi akrabalarından birine aşık olursa, bir öğrenci öğretmenine aşık olursa, bir kişinin arkadaşının eşine ya da sevgilisine aşık olması gibi çeşitli durumlar. İşte bu durumlara ‘’yasak aşk’’ kavramını yapıştırmışız.Hatta bir beylikdüzü travestisi ile gizli aşk yaşan bir aktif gayin hikayeside çok ilginç olmuştu.Fakat şimdi ona girmeyeceğim.Asıl dram olan Kadıköy travestilerin den cindi yosmerella ile yasak aşk yaşan şişli isimli beyin sonu idi.

Bu kalıp yıllarca sürüp gitmiş. Belki de şimdiye kadar en iyi yasak aşk örneği ise Halit Ziya Uşaklıgil’in eseri olan Aşk-ı Memnu’dur. Aşk-ı Memnu’nun anlamı zaten yasak aşktır. Geçmiş zamanlarda çok değerli bir roman olan Aşk-ı Memnu son yıllarda Türkiye’de oldukça popülerleşmiştir. Bu popülerlik ise roman diziye çevrildiğindendir. Televizyon ekranlarında heyecanla izlediğimiz tutkulu bir aşkı konu alan Aşk-ı Memnu yayınlandığı dönemde nefesleri kesmişti. Yasak aşk kavramının tanımı olan Aşk-ı Memnu’da Bihter ve Behlül’ün aşkı kesinlikle en net yasak aşk örneğidir.

Travestilerin cinsellikteki muhteşem keşifleri

Toplum tarafından insanların duyguları küçük yaştan beri susturulması sonucu cinsellik hep ayıp olarak büyük bir tabu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oysa fizyolojik olarak her insanın normal bir ihtiyacıdır cinsellik.Nasıl yemek ,içmek,eğlenmek,dinlenmek ihtiyacı varsa insanoğlunun cinselliğe de ihtiyacı vardır.
Zaten siz ne kadar kendinizi durdurmaya çalışsanız da hormonları normal çalışan her insanın tadacağı ve isteyeceği bir olgudur. Her şeyin bir ölçüsü olduğunu unutmamalıyız.
Evlilik dışı ilişkilerde cinselliği gidermeye çalışmak tamiri mümkün olmayan sorunları da beraberinde getirmektedir. Ölçüyü hiçbir zaman kaçırmamalıyız.
Gerçek bir cinsellik nedir diye düşünürsek üç basamakta incelendiğini görürüz. 1-Fiziksel Basamak ; Cinsel dürtüleri yöneten organımız aslında beyindir.
Kadın ve erkek uyarılmaya başladığında beyine giden sinyaller ve beyin tarafından cinsel organlara pompalanan kan kadını orgazma ,
erkekte de cinsel organına hızlı bir şekilde  kan akışına neden olduğundan iki cinsin karşılıklı haz almasından dolayı bir enerji akımı oluşmaktadır.
Yalnız ! Fizyolojik bir probleminiz varsa bu sizin cinsel yaşamınızı alt üst edecektir. Çünkü; fizyoloji problemler kan akımınızı engelleyecek ve sizi mutsuz edecektir.
2- Ruhsal Basamak : Eğer bir ilişki yaşanacaksa her iki tarafını da bunu ruhen hazır olması gerekmektedir. Cinsellik sadece cinsel organlarla ilgili değildir
bilinenin aksine en önemli organ bu konuda beyindir. Kişiyi buna hazırlayanda beyindir. Eğer bir tarafta beyinde olumsuzluk düşünceler fazla ise yoğunsa
cinsel birlikte tek taraf doyuma ulaşacak diğeri ruhsal olarak hazır olmadığı için hiçbir zevk alamayacaktır. Unutulmaması gereken önemli bir unsurda
erkekler daha çabuk cinselliğe hazır olabilirken kadınlar duyguları daha yoğun yaşadıkları için ruhsal yönden tamamen beyinlerinin rahat olması gerekmekte.
3- Geçmişte Yaşanan Travmalar ; ülkemiz genelinde çoğunlukla sapkın insanlar tarafından çocuk yaşata cinsel tacize uğrayan kadın veya erkek çoğunlukla
bayanlar bu travma sonucu hiçbir zaman cinsel isteklerini yoğun olarak yaşayamama da , cinsel ilişki onlar için zevkten öte korku dolu saatler olarak yaşanmakta.
Ülkemizde b ir çok bayan bu duyguları yoğun yaşasa da tapularından dolayı sadece ilişki sırasında orgazm numarası yaparak kendini eşini kandırmaktadır.
Buda ileride daha büyük cinsel soğuklukları beraberinde getirecek etmenlerin başındadır.
4- Korkular; Kızlarımız çocukluklarında beri ilk gece canının çok acıyacağı ve hatta kan gelmese korkularıyla büyütüp beyinlerine hep bu empoze edildiğinden
karşı cinsle ilişki yaşarken konsantre olamama k. Erkeklerde başarısız olacağım korkusu. Penislerinin küçüklüğü konusunda kimseye anlatamadıkları korkuları
beyini etkileyen Faktör olduğu için cinsellik için gerekli olan kan akışı beyin tarafından salgılanamamakta. Aslında cinsellik karşı iki cinsin dokunarak, vücut
teması sonucu enerjilerinin birbirine karışması sonucu cinselliğin doruğuna çıkması iki tarafında orgazmın doruklarına çıkmasıdır. Karşıt enerjiyi vücutlarında
hissetmeyen çiftler hep eksik cinsel bir yaşam sürdürmektedir. Cinsellik Sadece orgazm a ulaşmak değildir. Ruhen ve bedenen rahatlamadır. Bunu sağlamanın
ucunda her iki tarafında bu cinselliğe aynı anda yoğun istek duymasıyla olmaktadır 5- Duygusal Basamak ; Kadınların bu konuda tamamen duygusal yönden
hazır olması gerekmektedir. Bu görevde erkeğe düşmekte . Eğer tiksinti ve korkular yok ise bir kadında konuşarak ve sevişerek o zemini hazırlamalıdır erkek.
Kadın çünkü daha zor hazırlanır sevişmeye ve cinselliğe. Yani kadındaki bu cinselliği ortaya çıkarmak için erkeğin üstüne daha fazla görev düşmektedir.. Oysa ki travesti ve travestiler ile cinsellik kurulduğunda cinselliğin tamamen hakimi istanbul travestileridir.Hatta Beylikdüzü,Şişli,Bakırköy ve Anadolu yakası travestileri bu konu da o kadar uzman olmuşlar ki;tabiri caizse erkeği dilleri ile bile orgazm ettirebilirler.
Erkek kadınının hangi bölgelerinden haza aldığını iyi etüt etmeli ve onu hazırlamalıdır.Çünkü , erkekler yaratılışlarından dolayı çok çabuk uyarılmakta
ve bir an önce sonuca ulaşmanın düşüncesinde oldukları için olmalı ki cinsellik bazen eşler arasında sorunların büyümesine ve bayanların bu işi sadece
görevini yerine getiren insanlara çevirmektedir: 6- Oral seks her ne kadar erkeklerin mutlu olmasına ve doruklara çıkmasına neden olsa da kadınlar
için tiksindirici bir dayatmadan ibarettir. Bütün pornografik yayınlar erkekler için hazırlanmıştır. Ve oral seks yapmaya eşlerini zorlayan kişiler farkında
olmadan eşlerinin onurlarını da zedelemektedirler.
7- Anal Seks ; Toplumun çoğunlukla sapkın ilişki olduğu üzerinde durmasına neden olmakla beraber erkelerin en çok ilişki kurmak için beyinlerine komut
erdikleri bir yöntemdir. Oysa hiçbir kadın bunu istememekte boşanmaya gitmektedir süreç. Buda erkeğin evlenmeden bir çok kişi ile istediği özgür sevişme
cinsel ilişkiye girmesinden ve itiraz görmemesinden dolayı eşinden de istediği bir davranıştır. Oysa cinsellik karşılıklı olarak hazzın en doruğuna beraber
çıkmak hazzın doruğuna çıkarken de karşılıklı olarak yaşanan heyecan ve sonucunda mutlukla yaşanan bir süreçtir

İstanbul Trafiği ve Zulmü

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan yurt içi yurt dışından gelen turist akınına uğrayan şehrimiz. Bu güzelliklerle bezenmiş İstanbul’umuzun senelerdir çözüm bekleyen sorunu trafik. Navigasyon devi Tom Tom tüm dünyayı içine alan 200 den fazla şehir de trafik yoğunluğu ölçümünün sonucunu açıkladı. Hiçte şaşırmadım.yapılan ölçüme göre geçen yol Moskova’dan sonra ikinci sırada olan İstanbul rekor kırarak birinciyi sıraya yerleşmeyi becerdi.

Bunu da kimseye kaptırmaya niyeti yok zaten. İstanbul’daki sürücülerin gidecekleri istikamete %58lik bir gecikme sonucu ulaşabilmeleri trafiğin iflas ettiğini yeni çözümler getirilmesi gerektiğinin sinyallerini veriyor. Durum o kadar vahim ki ! trafikte yaşanan bu gecikme akşam saatlerinde yüzde 110 ulaşmakta. hele köprü üstü trafikte zaman zaman tartışmalar yaşanmakta. Düşünebiliyor musunuz acil bir işiniz var sizin için dakikalar bile önemli gideceğiniz mesafe 30 dk ama sizin oraya ulaşmanız 63 dk. İstanbul trafiği olarak asla biriciliği kaptırma niyetimizde yok dünyaya ; yoğunluğun kanımca en büyük nedeni ulaşım alanlarının araç talebine cevap verememesi.Bu beraberinde bir çok sorunu getirmekte.Eskiden Taksim/Şişli arasında çarkl yapan travestiler,Bakırköy İncirli’de çark yapan istanbul travestileri de trafiği çok aksatırlardı. ilk başta trafikte yol almaya çalışan ama hiç ilerleme kat edemeyen sürücünün stres yüklenmesine neden oluyor. Acil araçların yol geçiş üstünlüğü olduğu halde bu üstünlüğe çok zor ulaşmalarına neden olmakta . Azda olsa İstanbul trafiği rahatlar diye yapılan metrolar bile bu trafiğe çözüm olamadı. Oysa çok rahat çözüm üretimi yapılabilirdi. işte Ankara trafiği. Yollarda trafik ışığı bile kaldırıldı. Bu sıkışıklık böyle devam ederse eğer trafik kazalarında daha fazla bir artış olacağa benzer. İstanbul trafiği sürücülere ve işi olanlara zaman kaybettirir; daha fazla yakıt yakımı ve hava kirliliğine neden olmaktadır.

Okul taşıtlarının tam zamanında öğrenci yetiştirmek için yarışları öğrencilerin 62 dk daha fazla uyuma lükslerinin elinden alınmasına sebeptir. kimilerine göre taşı toprağı altın olan İstanbul aslında bu kadar trafik kaosunun ortasında bana sorarsanız hiçte düşünüldüğü kadar muhteşem değil. Kapasitesinin üstünde araçla trafiğe çözüm üretmek bir yana her gün b,r kaç arabanın daha trafiğe çıkması işte bu noktada acil çözümler üretilmeli ve Dünyanın en güzel şehri İstanbul’un trafiği rahatlatılmalı diyorum.

Kafesi Kırılan Papağanın Küfürleri

Bildiğim kadarı ile veya tanıdığım kadarı ile tanıdığım tüm travesti ve travestiler,özellikle de istanbul travestilerinin çoğu hayvan besler;kmi köpek kimi kedi kimi kuş çeşitleri bir iki tanıdığımda cako tarzı papağan işte o papağanlardan biri;kafesi kırılınca ingilizce sahibine küfür yağdırıyor.Bol seyirler

 

MONOTON VE SIKICI BİR TRAVESTİNİN HAYATI

Büyük hayaller kurularak evlenen deli gibi birbirlerini seven çiftler bir müddet sonra nedense rutin bir evlilik temposunun içinde buluyor kendilerini. Oysa hayatın ta kendisi değil mi bu rutin tablo her sabah kalkıp işe gitmek akşam eve gelmek dinlenmek uyumak ve tekrar aynı şeyleri ertesi gün tekrarlamak. Tek ince bir çizgi var arasında. Siz her sabah işe giderken kendinize itina göstermeyi ihmal etmediğiniz gibi iş arkadaşlarınızda gerektiğinde şakalaşmalarda bile bulunabiliyorsunuz. Evlilikte belirli bir süre yaptığınız her şeyden sıkılmaya başladığınızda evliliğinizde hiçbir heyecan kalmadığına tanık olursunuz. Önceden akşam yemeklerinde birbirinin gözünün içine bakarak sohbetlerin yerini sadece yemek yemenin alması sizi de bu monotonluğa sürüklemiş ve evliliğiniz artık sizi sıkmaya başlamıştır.

Bir evin içinde iki yabancı insanın yaşaması gibi bir şey düşünelim. Konuşulan konular bir eskisi gibi sevgiden ilgiden yana değil zorunlu komular hakkında fikir alışverişine dönüşmüş önceleri kendine bakan eşine sürpriz yapan adam gitmiş yerine sanki başkası gelmiştir. Bayan için de durum farksız inanın bana bir evi bu şekilde paylaşan nice çiftler gördüm. her şey artık bir alışkanlığa dönüşmüş seks konusunda bile sadece anlık yaşanacak zamanın farkının dışında hiç bir şey kalmamış. Hani diyor insan nerede kaldı o dillere destan sevda hanı nerede kaldı flört zamanı hayatı doğayı renkleri ve aynı dili konuşanlar. Neden bitiyor her şey ve evlilik bir anda monotonlaşıp çekilmez oluveriyor kanımca. Çiftler evlendikten bir müddet sonra artık bütün ortak yönlerini paylaşmaya başladığından adam sende artık evlendik ne değişikliği yapacağız ki dedikleri gün o balayı da bitiveriyor. Oysa evlilik saçları darmadağınık bile olsa tekrar her gün doğumunda seni seviyorum diyebilmektir.

Evliliği evcilik oyunu sanarak evlenenler sanırım bir müddet sonra oyunbozanlığa başlayıp köşelerine çekilip çağımızın baş belası teknolojik aletlerin başında birbirlerine ayıracak zamanın büyük bölümünü harcıyorlar. Zaten tek üze gitmeye başlayan hayatları tamamen rutin bir çarkın içinde ürümeye başlamış sevgi camdan çıkıp gitmiştir. Oysa bana göre her doğan günde klişeleri kırıp yeniliklere yelken açmak bizlerin elinde olmasına rağmen her şeyi bir görev çerçevesine dönüştürüp klasik evli çiftleri oynamaya devam ediyoruz.

SEVGİ YAŞANDIĞI VE YAŞATILDIĞINDA GÜZELDİR.

Yaratılan her canlının fıtratında sevgi vardır. Dünyaya yeni gözlerini açan bir bebek bile sımsıkı tutar annesinin ellerini göğsünde meme emerken o sevgiyi sıcaklığı doldurun içine. Doğduğumuz andan son nefesimize kadar yaşantımızın içinde olan sevgi duygusu kalbimizi sıcacık bir ateştir. Efsaneleşmiş sevgi destanlarını duyarak büyüyen nesilleriz biz. Sevdik mi tam içten çıkarsız severiz. Zamanın akışı esnasında sevgiler de artık sorgulanır oldu. Çıkar ve menfaatin ön planda tutulduğu yüzyılda gerçek, yalın sevgilere rastlandığından ola bu durum. Çoğu insanın ağzından şu kelimeler dökülüyor: İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum. Oysa koskoca evrene sığmayı ve evreni paylaşmayı becerebilsek katıksız olacak sevgiler.

Yüce yaradan bile yaratırken bizleri sevgi ile itina ile yaratmış. İnsanoğlunun haricinde yaratığı ne varsa hiç karşılık beklemeden bizlere bahşettiği halde bizim neyin peşindeyiz? Sevgi denilen o saf tertemiz duygularımızı bile yıkıma uğrattık.Bundandır ki;başta istanbul travestileri ve semtlerin de(şişli,bakırköy,beylikdüzü,fındıkzade,avcılar,anadolu yakası,kadıköy)yaşayanlar sevgiye muhtaç olduklarından genellikle birine sarılma ihtiyacı duyarlar.Dil, din, ırk,mezhep ayrımı yaparak aramıza sevebileceğimiz kişilerle tabular koyduk. Oysa Mevlana ne güzel söylemiş : Severim yaratılanı yaratandan ötürü. Sevgisiz bir dünyada iletişimin olamayacağını söylemem de bir mahsur yok herhalde. Saksıda bir çiçeğe vereceğiniz bir sevgi dokunuşu onun canlanmasına büyümesine vesiledir. Evinizin önündeki sokak köpeğine uzanan bir sıcacık sevgi dolu dokunuş onu sizin bekçiniz yapabilir. Her şeyden önemlisi de kişiler ilk bakışlarıyla temasa geçtikten sonra tanışarak birbirlerine olan sevgilerini bazen sayfalar dolusu kağıtlara aktarır bazen de kulaklarına fısıltılar. Sevgi fıtratımızda var. Siz istisnaların haricinde sevmeden evlenen ve evliliği uzun müddet yürüten çift gördünüz mü? Son zamanlarda bilim adamlarının istatistiklerine baktığımızda sevgi dolu bir yuvada büyüyen çocukların her alanda başarılı oldukları ispatlanmıştır. Eğer içinizden sevdiğinizi haykırmak geçiyorsa hiç zaman kaybetmeden haykırın sevdiğinizi.

Zaman bir kuşun kanat çırpması kadar hızlı akıyor ellerimizin arasından. Varsın ‘’Kocaman kadın oldun ya da kocaman adam oldun hala sevdiğini haykırıyorsun.’’ desinler. Sizde dönüp deyin ki; Sevginin yaşı olmaz sende sev önce kendini sonra doğayı ve tüm insanlığı sevgiyle tut yanındakinin elini ve yürü mutluluk peşi sıra gelecektir zaten.